Heyecanlıyız tabii…Sen yakın zamanda Coachella’larda (canlı yayından, gitseydik geri dönüşümüz olur muydu bilemedim)
izle izle, sonra da adamlar buralara gelsin. Gitmemek mümkün mü? Biz eve bekliyorduk aslında ama park da olur dedik, yaz geliyor zaten, evde ne yapacağız?
Saat 19.30 itibariyle Maçka Küçükçiftlik Parkı kapısında bekleşen irili ufaklı gruplardan biri olduk. Herkes birilerini beklemekte…bu arada dışarıda soğuk bira ve su satanlar da, bekleyen kitleye yardımcı olmaya çalışıyor…onlar da gayet iyi biliyor ki, genelde randevulara hep geç kalınır. Gerçi o gün İstanbul trafiği de konser coşkusu içindeydi herhalde ki gayet karışıktı.
Bizim ekip tamamlanınca içeriye giriyoruz. Hedef biraz önde olup konsere daha iyi odaklanabilmek. Sahnenin soluna doğru bir yer kestiriyoruz gözümüze ve orada kendimizi betona çiviliyoruz adeta. Demirlerin önündeyiz. Bırakmayız da bırakmayız… Alanın her iki yanında bira standları var. Ortada ise ses kontrol konumlandırılmış. Daha arkaya alınsaydı o sanki daha iyi olurdu gibi ama vardır bir bildikleri. Radyo Babylon standı renkli. Yiyecekler, Freshtival’de olduğu gibi arkada yer almış. Bira standlarının önü özellikle kalabalık. Herkes muhabbet halinde, ısınma turlarında. Biz de “Interpol kırmızı bültenle bizi arıyormuş, kendimiz teslim olalım dedik, geldik” gibi gayet klasik Interpol geyiğimizi de yaptıktan sonra içimiz rahat, yerimiz tamam olarak muhabbete devam ettik.
Ve saatlerimiz 20.00yi gösterirken Mor ve Ötesi ile açılışı yapıyoruz…Zaman zaman muhabbet ederken parçalara eşlik etmeyi de unutmuyoruz. Bu arada sahne önü henüz 50 kişiden oluşuyor. Saha içine dakikada ortalama onbeş kişi girerse, ne kadar zamanda tüm alan dolar probleminin çözümünü başkalarına bırakarak tekrar sahneye konsantre oluyorum. Bu defa ki Mor ve Ötesi setlisti benim pek ezberlemediklerimden oluşuyor, çok bilindik parçalarını söylemiyorlar fakat iki önemli olaya imza attılar. Birincisi, şarkılarından birini Hopa’da hayata veda eden Metin Lokumcu’ya adamalarıydı ve alkışlar geldi. Diğeri de güzel bir sürpriz olan, Bauhaus’tan Peter Murhpy’nin Mor ve Ötesi’yle sahneyi paylaşması ve “Uyan”ın İngilizce olarak “Wake Up”şeklinde söylenmesi oldu…
21.30…Ve Interpol, çığıklar arasında sahnede “Success” ile kesiyor konser kurdelesini. Üzerlerinden neredeyse hiç
çıkarmadıkları, artık bir Interpol üniforması olarak kabul edebileceğimiz kıyafetleriyle sahnede gayet “cool” bir şekilde duruyorlar. Daha önce de performanslarını izlemiş biri olarak, beni şaşırtmadılar. Sahnede pek hareket etmekten hoşlanmıyorlar ama düzgün bir şekilde parçalarını icra ediyorlar. Pek seyirci iletişimi de yoktur, izleyenlerle konuşmazlar, konuşma işini parçalar yapar. Burada da öyle oldu ama Paul sahneye çıktığında “Merhaba İstanbul” diyebildi, takdire şayan bir hareket bu. Genelde ses düzeni çok iyi değildi ama yüksek volumde Brad Truax’ın bas rifflerini dinlemek beni gayet memnun etti. Her ses düzeni böyle bozuk olacaksa olsun diyorum. :) Son albümden pek fazla parça çalmadılar, ilk iki albümdeydi ağırlık. Gayet de mantıklıydı bana kalırsa. Tek söyleyebileceğim, özellikle büyük açık hava konserleri için, belki arkaya görsel de ekleseler daha iyi olabilir…
Bitiş…”Say Hello To The Angels” dedik…“Barricade” ve “Obstacle 1”ı gayet rahat geçtik … Sürpriz dediğin “Untitled” olur…”NYC” ise beni benden aldı…”Slow Hands” dediler ama nasıl geçtiğini anlamadık saatlerin…”C’Mere” bir kez daha ve “Take us (You) On A Cruise” diye aklımızdan geçirdik… “Pioneer to the Falls” da olaydı iyiydi… Neyse ki “Memory Serves”…Kırmızı bültenle aranıp, teslim olmanın verdiği dayanılmaz hafiflikle eve doğru yollandık…
1 Haziran 2011
Coşkulu bir video…NYC
Untitled…
Not: Interpol resimleri kakafoni.org’tan. Benimkiler gece gece bulanık çıkmış. :(
