20th Akbank Jazz Festival – Part 2: Ilhan Ersahin’s Istanbul Sessions

It is hard to find the right words to tell how I felt last night…a thousand and one nights…well, ours was one of a thousand and one jazz tales…:))
From time to time, I still don’t get how those notes can touch the inner depths of your soul…plucking every nerve of your brain…bending your emotions…twisting your perception of reality…moving you with its rhythm…giving you continuous presents as if every second of your life is your birthday. On Saturday night, I was at Babylon for watching Ilhan Ersahin’s Istanbul Sessions for the 11th time… :) When jazz in question, it’s never boring…

Ilhan Ersahin…one of the most modest musicians I have ever known…away from all kinds of complexes…so respectful…so nice…there on stage…with his checked trousers, a nublu t-shirt and trainers…as if he was a kid, happy to play with his toy saxophone…fantastic notes…dazzling compositions…eyes mostly closed…not living in our world…the fingers moving rapidly but elegantly…every touch of his fingers is touching my heart and soul…sympathetic…making jokes with his accented turkish (he’s getting better, though)…introducing the name of each song…notes going up and down…throwing you from a cliff…and holding you with the soft clouds…landing is secure but temporary… :)

Alp Ersonmez…he has become one of my fave bass players because of his dynamic style…groovy…possible to see him dancing…:))…funky…playing the bass with his soul, not with his fingers…sometimes playing with a stick and making his bass sound something like an indian sitar and an australian didgeridoo…fingers travelling continuously on the bass strings…nice nice riffs…

Turgut Alp Bekoglu…the energetic drummer of the group…dancing with his drums…touching everything around in a moment…the exact timing of touches…standing up from time to time… :) so enthusiastic…so concentrated…so powerful…

Izzet Kizil…the percussion player…the rhythm ninja…very fast finger moves…hard to catch…a little bit rapping…alittle bit latin…mostly oriental flavours…9/8… :) …even Erik was accompanying him with his shoulders… :) and he was accompanying Erik’s notes with his varied percussion notes…

…Erik Truffaz…whenever I see Erik on stage, I just drift with him…his notes are so flowing that I can’t help letting go of myself and falling in love with his music…on stage again…with his trumpet…sometimes kneeling down…walking around…gazing at the other musicians…sometimes even dancing…glancing at the audience…leaving the stage for a cardigan or a jacket when it gets cold…always playing with all his heart and soul and body…improvising continuously…closing his eyes…living the moment…experiencing the depths…glances…blue eyes…from time to time meeting them…drowning in his creation of sea…seeing the depths of him…beautiful…

Surprise surprise…Craig Harris is on stage…the trombone player…Ilhan told us that he was the first musician that Doublemoon signed its first contract…he made a very improvizational trombone solo…and caught us with his groovy style…follow the trombone player…

I lived the dream…it is always worth seeing them on stage again and again…thanks to the kings and princes…the queens and the princesses…the palaces and the feasts….of the jazz world…

…mmmm…:))

PS: I had a chance to talk to Truffaz and he told me that the new album with his Quartet will be released in November…and this was the dessert part of the concert… :)

EPOL 9 2010

EPOL Malları bunlar! Geel! Geel! Fırıldaklara Geeel!…Geçirdiğim en güzel haftasonlarından biriydi. Bunun gerçekleşmesini sağlayan öğrencilerime buradan bir teşekkür yollamayı borç bilirim. :) Hey gidi gençlik…Devam…

…Gelelim festivallerin faydalarına…her yıl belli aralıklarla, kür şeklinde bir kaç doz alınmalı.Müzikle dolu, yeşil bir alanda arkadaşlarla eğlenmek kesinlikle bambaşka bir dünyaya açılan kapı.Alice in Wonderland gibi…Yedik, içtik, güldük, dans ettik, eleştirdik, beğendik, beğenmedik, muhabbet ettik, uyuduk (esasen ben değil), ıslandık, üşüdük, dağıtılan herşeyden tattık, insanları izledik, oyun oynadık, eğlendik…

…1. gün…

…saat 4′te AKM önünde birbirimizi bekledik…ve 4.30 gibi ver elini Santral Istanbul. Geldiğimizde Sattas sahnedeydi. Etrafı şöyle bir dolaştık, nerede ne var diye bakındık…Sonra sıcaktan bayılma modu ve gölge bir yerde çimler üzerine tüneme. Konu müzik tabii. Bu arada Sattas Black Magic Woman diyor, get up stand up diyor, oturduğumuz yerden eşlik ediyoruz.Sonra gelsin muhabbet ve içkiler…

…Batu Wayne’in komutuyla sahnenin yakınlarındayız. Ve karşımızda The Whitest Boy Alive…ilk etki: çok sevimliler. Müzik başladı ve 2. parçadan itibaren dansa başladık ve konser bitene kadar da enerji devam etti.İyi bir sahneleri var, klavyecileri kendini aşmış, seyirci ilişkileri pek başarılı, şarkılar güzel, chris isaak’ten wicked game bile geldi…:D…Ertesi gün tüm albümlerine ulaşıldı…

…Fischerspooner’a gelindiğinde sahne bir panayıra dönüştü. Dansçılar sardı her yanımızı ama müzik beni pek sarmadı açıkçası. I don’t need to need you…dan başkasını beğenemedim…

…Ve beklenen bomba Groove Armada patladı…ışık gösterileri…solistin dans figürleri…iyi setlist…ama adını koyamadığım bir şey vardı içime sinmeyen…biraz ruhsuz çaldılar gibi geldi…bilmem benim hissiyatım bu yönde…dans ettim mi ettim…sahneye pek bakmadım bile…:D….

…2. gün…

…daha erken bir saatte oradayız…biraz guitar hero…ortalıkta takılmaca…çimlerde uzanmaca…ortada ikram edilen biraları denemece…kahveli olan ilginçti gerçekten…kahveseverler için değişik bir seçim olabilir…arada ilhan’ın yanına damlamaca…ilhan ve bora’yla biraz muhabbet…sonrasında gizli özne kulaklarımızda güzel tınılar bıraktı…the revolters gayet başarılı…sahne önünde dikilemedik pek…sıcaktı…enerjimizi İstanbul sessions’a sakladık…ve o an…mösyö truffaz sahnede provada…kendisine gülümsemelerimizden fırlattık…kendisi artık beni tanıyor, o kadar çok konserde bulundum ki…yeni trompetiyle mutluydu…ve İstanbul sessions sahnede…ve ilk parçadan – ki ismi freedom- sonra yağmur başladı…inatla sahne önünde dikildik…halimizden memnunduk…selim, bosphorus, les ottomans…biraz dub, biraz saykodelik, biraz klasik…konserin sonu ıslaktı…:)…izzetin fırlattığı havlu ile hastalanmaktan kurtuldum…derhal sıcak bir yerlerde olma isteği baskındı…wild beasts…beklediğime değdi…başarılı bir performans sergilediler…pek yeteneklilermiş…belki biraz daha sahnede enerjiyi yansıtabilirlerdi…ama yine de beğendim…akşam çökmüştü artık…sophie’yi bekliyorduk gözümüz faltaşı gibi açık…ilk izlenim…bacakları güzel…siyah saç başarılı…kıyafet taş bebekler gibi…müzik güzel…sahne kalabalık…kendisi pek dans etmiyor ama önemli olan bizim dansetmemiz…ve ettik tabii ki…ve sonunda murder on the dance floor olabilirdi…son ting tings’ti ama ne yazık ki ben tın tın eve dönmek zorunda kaldım elde olmayan sebeplerden dolayı…

…tam yaz tadında, sıcakta dondurma ayarında bir festivaldi…