Soğuk bir İstanbul akşamı Kurban konseri için Taksim yollarına düştük. Uzun zamandır izlememişiz içimizde bir merak nasıl olacak acaba diye…İstanbul Live Performance Hall’a saat 22.30 sularında geldik. Konserin 23.00te başlayacağını tahmin ederek.Tutturamadık…:) Bir yarım saat daha eklemek gerekiyormuş. Alıştık.Fakat yine de bu mekan politikasını sevmiyorum. Kapı açılış saatinin 21.00 olarak gösterilip konserin 23.30da başlaması nasıl bir mantıktır hala anlayabilmiş değilim. Madem 21.00 diyorsun o zaman saat 22.00de bir ön grup koyarsın, 23.30a kadar milleti oyalar. Gerçi dün akşamki DJin seçtiği parçalar fena değildi ama yine de o bekleme anı sevimsiz oluyor.Neyse…
Konser beklentim, daha önceki konserlere gidenlerin yorumlarından ibaretti: Çok ağırlıklı olarak son albümden parçalar çalınacak, 3-4 tane de eskilerden. Taş çatlasa 1,5 saat sahnede kalacaklarını hesaplamıştım. Bundan daha fazlasını beklemiyordum…:)
Önce basstacım Kerem sahneye çıktı.Benim için her zaman ağır abi görünümlü fırlama kişi. :) Sonrasında saçları topuzlu bir Japon jedi havasında Özgür o güzelim Gibson’ına sarıldı. Onu izleyen basketbolcu endamında “sempatiğimizsin” tadındaki Burak tabii.Başladı.O da ne???Yok canım…Değildir…Intro o işte…Nasıl yani???…Sarı Çizmeli Mehmet Ağa şaşkınlığı! Bir anda alkışlar…Okeyin dördüncüsü de gelmiş. Haşarı çocuk Deniz…
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’yla başlayan konser şaşkınlığı bir anda yerini masallar aleminin o güzel mutluluğuna bıraktı. Dinlerken kendimden geçtim, bütün şarkılara eşlik ettim, hopladım zıpladım, yine arada gözyaşlarım süzülüverdi (ah, o “Ben Değilim” yok mu)…Sen “Gelme” desen de geleceğim…inadım inat…”El yan yana göz yan yana kulak yan yana”…müzisyen dinleyici yan yana ve can cana…”Bu ateş sönmez belli”…sahnedekiler böyleyken…”Yaşarken yoktan var edilmiş bir dünyada, inanmak mümkün mü ölmek ve yok olmaya?”…”Sorma”…sormuyorum, sorguluyorum…dünya düzeninin hali nicedir…”Sen, yobaz, efendinin sağ yanında yerini al”…”Korkutun ki tapsınlar, kaçan varsa vursunlar…günahsızsa yaksınlar, saklanan varsa bulsunlar”…”Kör vicdanım artık pes et…Haaaaaaaaaayır”…”Ruhunu bana satanlar gelip benden alsınlar…Efendi şimdi iktidar”…”İnsin tokmak bitsin rüya”, at bir yumurta dönsün dünya…”Her bende bir sen var insan unutkan biraz”…Onun için unutma…”Sen korktukça sen kaçtıkça zorba da gelir üstüne…davranmazsan haykırmazsan her gün dolanır ensende”…politika yeter…Kuşum Aydın tonlamasıyla “Ayy, şimdi hangi parçayı çalalım anacım?”…Politikaya püf diyelim…Hoh deme püf de…perdeyi ört kız, açma da ört kız…(ah, o bass riffleri ah)…”Kendimi yormadan” ulaştım size, ruhunuza da dokundum…Herşeye rağmen müzik yapıyorlar şu Istanbul’da…Kurban olayım sizin yaptığınız her bir şarkıya…Takılmışız oltaya alma bizi dalgaya…Başka işiniz yoksa bekliyoruz yatıya…:) Tabii, tabii dördünüz birden…Ve vurucu son…”Yalannnn”…şarkının içinden Bob Marley and the Wailers geçti…saat biraz zorlasak neredeyse 2ye geliyordu…rüya dediğin…:)
Son notlar…Deniz artık gitar çalmıyor, kendini tamamen vokale vermiş. Canı sıkılmıştır garanti. :) Bir sonraki konserde davul çalarken görebiliriz derim, nasılsa bası denedi, biliyoruz. Şekilden şekile girebilen sesiyle Deniz aslında çok da iyi bir vokal kim ne derse desin. Benim fikrim bu yönde. Deniz’in gitar eksikliğinden doğan boşluğu doldurma işini Kerem ve Özgür üstlenmiş. Gayet de dolu bir sound yakalamışlar, diğer gitarın olmayışı çok belli olmuyor. Özgür artık Nirvanaya ermiştir. Çok güzel bir stil, solo atma ustası, olaya çok hakim. Kerem için ben en başından beri basstacım deyip dururum. O ellerin bana ait olma rüyası bile güzeldir. O bambaşkadır. Burak her zamanki gibi tuşeler ve ataklar içerisinde gömülmüş, doğru vurulacak zamanları bulan bir davulbilimci…Ses biraz kötüydü yine de…Ses masasının önünden izlesek de, zaman zaman Kerem’in baslarını duymak için biraz emek sarfetmek gerekiyordu. Vokal yine geri plandaydı. Tamam, Deniz’in ön planda olan cırtlak vokal sevmediğini biliyorum ama bir yarım doz daha yüksek olsa, sözler daha net duyulur kanımca. Onun sesi bastırsın demiyorum, clean olsun diyorum.Madem İstanbul Live kendini performance hall olarak değiştirmiş, biraz da ses sistemine yatırım yapsaymış demekten de kendimi alamıyorum.Yaptıysa da yetmemiş.
Dip notlar…beklediğimin çok üstünde bir performanstı. Çok güzel, mantıklı bir setlist yapmışlardı. Bütün albümlerden parçalar çaldılar.Tüm şarkılara eşlik ettim. Bazılarını hanidir dinlemesem de unutmamışım. Bir dınn sesiyle sözler ağzımdan dökülüverdi. Bir diskografi tadındaydı konser.Adeta hayatım gözlerimin önünden geçti ve bir kez daha anladım ki, Kurban hayatımın en önemli gruplarından biri. :) İyi ki varsınız, yahu…
Son söz…Ben bu gruba hayran, dönüp de dinlemeyen…:)))) Anladınız siz onu…
Son öneriler…tüm rock ve metal grupları, şanslı 5 hayran seçip, onları konserin ertesi günü masaj salonuna gönderen promosyon yapmalı…Kafa sallamaktan boynum tutuldu benim…:))


Saturday night…we were experiencing the lovely weather that covered us with its summer blanket while we were in the last month of autumn. Thanks to Garanti Caz Yeşili, I won a ticket to Seu Jorge and Almaz concert that night and the night started to fill in with Brazilian wind…:) Although I didn’t know lots of songs by him, it was OK with me as discovery mode is always a good one. So, once again, we were at Babylon to watch them performing live…

